Skip links

Kimdir bu Atabeyi?

Selamlar,

Bu alan adı (atabeyi.com) 3 yıldır bende. Fakat bu 3 yıl içinde hiçbir zaman tam olarak tamamlanmış bir kişisel internet sitesine sahip olamadığımı fark ettim. 2020 yılı ile değişecekler & yapılacaklar listemde yer alan maddelerden biri de kendi kişisel internet sitemi “artık” yapmaktı. 2 günlük uğraş sonucu, kendi zevklerime göre sade ama bi’ o kadar da şık bir şey ortaya çıkardım. Böylelikle bu hedefin ilk adımını da atmış oldum. Sıra ilk blog yazımı yazmak olunca, birkaç gün düşünmem gerekti. “Acaba ilk ne yazsam?”… Kendimden bahsedebilirdim, bu birkaç gün içinde yaşadığım saçma olaydan bahsedebilirdim, yakın zamanda Netflix’te yayımlanan Messiah (Mesih) dizisi ile ilgili bir yazı da yazabilirdim…

İşte buradayız, kendim ve blogum ile ilgili yazmış olduğum uzunca bir yazı… Bu yazı, kendim ve daha çok yaptıklarım ile ilgili uzun bir yazıdır. Beni daha yüzeysel tanımak isteyenler, ana sayfayı ziyaret edebilirler.

Ben Abdullah Keskin. 20 Mayıs 2001 tarihinde Adana’da doğdum fakat Trabzonluyum. Ailemin 3 yakışıklı çocuğundan ortancısı olanım. O meşhur sorunun cevabı olarak, okumuyorum. Adımın Abdullah olmasına rağmen insanların çoğu bana “Ata” şeklinde seslenir. Yıllar önce “Atabeyi” kullanıcı adını kullanmaya başlamamın ardından, insanlar bana direkt Ata olarak seslenmeye başladılar ve ne yalan söyleyeyim hoşuma da gitti. Sizler de eğer Abdullah uzun gelirse -ki gelecektir- Ata şeklinde seslenebilirsiniz. Şu anda Adana’da yaşıyorum. Oyunpat, Seyrederiz, İmleç gibi projelerin bulunduğu Yugodi internet siteler zinciri ve sosyal medya hesaplar zinciri sahibiyim. Haliyle, Yugodi’nin de sahibiyim.

Aslında, “kaç tane siten var?” sorusu da en az okuyup okumadığım sorusu kadar popüler. Cevabını net olarak ben de bilmiyorum fakat yaklaşık bi’ 60 kadar domaine sahibim. Bazen arada unuttuklarım da oluyor ama rakiplerim sağ olsun hiç yalnız kalmıyor domainlerim. Neden bu kadar çok domaine, internet sitesine sahibim peki?  Çünkü herkesin dediği gibi çok “daldan dala atlıyorum”. Birazcık da (!) maymun iştahlılık var tabii. Boşta gördüğüm ve aklıma giden “muazzam” isimleri direkt olarak alıyorum ve domain pörtföyüme ekliyorum. Belki yakın zamanda sizlere derli toplu ve net bir şekilde domain pörtföyümü oluşturup, paylaşabilirim.

Olaylara biraz hızlı giriş yaptık, evet tamam. Baştan alacağım. Anaokulunu yurt dışında, Makedonya’da okudum. (Orada edindiğim ve hala en yakın arkadaşlarımdan biri olan Berk’e buradan selamlar!) Eğitime de biraz erken dalınca, 1. sınıfta okuma ve yazmayı ilk öğrenenler arasındaydım. Küçükken oynadığım oyunların tamamının İngilizce olması ve babamın İngilizce konusundaki tecrübesi beni direkt İngilizce öğrenmeye itmişti. Çok iyi hatırlıyorum, Age of Mythology benim hikayesinin tamamını oynayıp bitirmiş olduğum ilk oyunlardan biriydi. Oyunda geçen her cümleyi, her anlamını bilmediğim kelimeyi çevirerek, oyunu anlayarak bitirmiştim. Tabii bu anlama olayına kafa yormam ile birlikte İngilizce’yi babamın yardımı ile 2. sınıfın başlarında temel olarak öğrenmiştim. Yazılım ile de tam bu noktada tanıştım. Çok fazla oyun oynuyordum. Bu sıralarda aklıma gelen “Neden kendi oyunumu yapıp, oynamıyorum ki?” düşüncesi beni yazılım alanına itmişti. Game Maker Studio aracılığı ile 7 yaşımda ilk 2 boyutlu oyunumu çıkarmıştım. Hatta oyunun ismi de “Kaptan Jack’in Maceraları” idi. Oyunda Jack isminde bir kaptanı kontrol ediyorsunuz. Oyun, 20 bölümden oluşuyor ve her bölümün kendine has zorlukları var. Bu zorlukları aşarak bölümdeki kapıdan diğer bölüme geçmeniz gerekiyor. 20. bölümdeki prensesi kurtarmaya çalışıyorsunuz. Bu ilk oyunumu toplamda 13 kişi oynamıştı. Game Maker’ın yaptığınız oyunları paylaşabileceğiniz bir yeri vardı, şimdi var mı bilmiyorum. Orada paylaşmıştım ve istatistiksel olarak gözüküyordu, toplamda 13 kişi oyunumu oynamıştı. Sırf o 13 kişi için oyunumun devam oyununu da 8 yaşımda Kaptan Jack’in Maceraları 2 olarak çıkartmıştım. Bu sefer, her bölümde çeşitli paralar & gizli bonus bölümler ve yaratıklar vardı. Bu yaratıklara değmeden, saldırılarına maruz kalmadan yani hasar almadan bölümü bitirip yine aynı amaç uğruna oynadığınız macera & bulmaca oyunuydu.

2 oyunu çıkardıktan sonra artık 3 boyutlu oyunlar yapmaya başlamalıyım düşüncesi beni yazılım dilleri ile tanıştırdı. Evet, Game Maker Studio’yu bilen bilir. Daha çok hazır kodlar aracılığı ile yapabiliyordunuz oyununuzu. Çok fazla yazılım bilgisine ihtiyaç duymadığından, ben de yazılım dili öğrenme ihtiyacı duymamıştım. Fakat konu 3 boyutlu oyun yapmaya gelince, işlerin değiştiğini öğrendim. İlk kayıt olmuş olduğum forum olan Torrent-Oyun forumu ile de resmi olarak Photoshop programı ile tanışmıştım. Forumda, kategoriler arasında Photoshop kategorisi dikkatimi çekmişti. Ondan ziyade, en altta bulunan SMF’de rankların listelendiği footer bölümündeki “Grafik Editörü” rankının görseli, ahhh hala gözümde canlanıyor. Beni mest etmişti. Ben bu forumda “Grafik Editörü” olmalıydım.

Evet, yine aynı siteden Photoshop’u indirdim ve kurdum. Programı açıp kurcalamaya, her şeyi denemeye başladım. Birkaç şey öğreniyordum ve tabii Google’dan yabancı kaynaklardan da birkaç şeyin nasıl yapıldığına dair rehberler okuyordum. Tam o sıralar, Torrent-Oyun’da bir Grafik Tasarım yarışması düzenlenmişti. “İşte, kendimi ve öğrendiklerimi göstermem için fırsat.” düşüncesi ile yarışmaya katıldım ve gönderilen yüzlerce tasarımdan ilk 10’a kalmıştım. Bu, katıldığım ilk grafik tasarım yarışmasıydı ve ilk 10’da oylamaya sunulmuştu tasarımım. (Oylamanın sonucunu merak edenler için, 3. olmuştum.)

Minecraft ile de 2011 yılında tanıştım. Tanıştım ama ben bu oyunun ücretsiz olarak çok oyunculu oynanabilir olduğunu bilmiyordum. Torrent-Oyun’un resmi Minecraft sunucusu ile oyunun çok oyunculu olarak oynanabildiğini de öğrendiğimde, resmen aydınlanmıştım. Resmi sunucunun kapanması ile kendime başta Hamachili bir sunucu kurmuştum. Ardından, sunucu kurma ve Minecraft eklentileri konularına çok kafayı takmıştım. Saatlerce, sadece bu konularla uğraşıyordum. Artık, ücretli bir sunucu kurma zamanı gelmişti. O zamanların en popüler firmalarından Nitrado’dan 4 kişilik 3 günlük bir sunucu satın almak istiyordum.

Evet, bilen bilir. Bu 4 kişinin girebileceği ve 3 gün süresi olan sunucu sadece 2₺ idi. Defalarca Ticket attım, aradım, sürekli darladım. Bu çabamın sebebi de bu 2₺ lik sunucuyu bana Nitrado’dan ücretsiz vermesini istememdi. Yani, bozuk 2₺ bulmak çok kolaydı fakat ne bir kredi kartım vardı ne de telefonum. Hiçbir şekilde ödeyemezdim. Ben de onca uğraşmamdan, tabiri caizse yalvarmamdan sonra annemin telefonundan mobil ödeme ile 2₺ çekerek hayalim olan o “4 kişilik 3 günlük” sunucuyu almıştım. Aldıktan sonra aklıma gelen soru şuydu: “3 gün sürecekse neden daha önceden sunucuyu hazırlayıp almadım ki ben bunu?” Yani 😀 Neyse, 1 günde ben sunucuyu hızlıca hazır hale getirmiş ve reklam konusunu açmıştım forumlarda. Artık kişiler sunucuma girebilecekti. Ama şöyle bir sorunum vardı: En fazla 4 kişi oynayabilecekti. Ne yapıp edip bu rakamı yükseltmeliydim.

Sunucuma gelen birkaç kişi ile konuşmamın ardından birini ikna etmiştim. 12₺ karşılığında benim sunucumda admin olacaktı. 12₺’yi direkt olarak Nitrado’ya çekmiştim. Ya, sunucumu 24 kişilik 3 günlük olarak ya da 8 kişilik 30 günlük olarak güncelleyecektim. 8 kişinin oynayabilmesindense 24 kişilik bir sunucuda risk almayı tercih ettim. İyi ki de o riski almışım. 3 gün dolmadan 50₺’den fazla kazanmıştım ve bu böyle giderek 2 ay sonunda Türkiye’nin o zamanlar en büyük sunucularından birisi haline gelmişti sunucum. Nitrado’nun son paketi olan 200 kişilik 365 günlük pakete yükseltmiştim sunucumu. Günde yüzlerce liralık VIP satışı yapıyordum ve bunu saklayabilecek hiçbir kredi kartı vs. yoktu. Ben de direkt olarak oyunlara çekiyordum bu parayı. Wolfteam ve League of Legends’da tüm kostümlere, silahlara sahiptim.

Evet, ticarete başlangıcım bu şekildeydi. Bir Minecraft sunucusu. Sunucunun nasıl kapandığını merak eden veya beni o dönemden beridir takip edenler varsa, onu da açıklayayım. Yazın şehir dışına hatta yurt dışına çıkmam gerekiyordu fakat gittiğim yerlerde internet sorunum olduğundan sunucu ile 3 ay kadar ilgilenemedim. Döndüğümde de pek bir şey kalmamıştı açıkçası 😀 Ben de uzatmaktansa tamamen bitirme kararı almıştım.

Açtığım sunucuyu 1,5 yılın ardından kapattıktan sonra, Minecraft piyasasında grafik tasarım satışları yapmaya başladım. Aslında tasarım açısından en çok kendimi geliştirdiğim dönemler bu zamanlardı. 25₺’ye grafik satışı yapan tek bir rakibim vardı. Ben de 24₺’den satış yapmaya başladım ve çok kısa bir sürede 1₺’den oluşan fark sebebiyle midir bilinmez, insanların çoğu benden tasarım satın almaya başlamışlardı. Hal öyle olunca piyasada uzunca bir süre alternatifi olmayan tasarımcı olarak Türkiye’de Minecraft’a dair tasarım satışları yaptım. 1 yılın ardından bu piyasa da artık beni heyecanlandırmıyordu. Daha farklı şeyler denemeliydim. Hosting firmalarında çalışmaya başlamıştım. Hatta biliyor musunuz, 2₺ için günlerce ticket attığım Nitrado’da bile çalıştım. Tabii seneler sonra. Çalıştığım firmaların ardından çeşitli internet sitelerinde editörlük yapmaya başladım. Birkaç küçük çaplı oyun sitesinde içerik üretip, olayı kavradıktan sonra Türkiye’nin en büyük teknoloji sitesi, Shiftdelete.net’te oyun editörü olarak çalışma fırsatı yakaladım. Shiftdelete’in ardından çeşitli diğer oyun piyasasının en büyük internet sitelerinde editörlük yaptım. Ardından da tıpkı yıllar önceki kendime yönelttiğim soru mantığı ile, “Neden kendi internet sitemi açıp, içerikleri orada üretmiyorum ki?” mantığıyla Oyunpat’ı kurdum. Ha, Oyunpat kurduğum ilk sitem miydi? Tabii ki değildi.

Aslında, ilk kurmuş olduğum site Paslı Kafa (paslikafa.com) idi. Domainini aldığım ve içerik üretmeye ilk başladığım internet sitesi. Paslı Kafa’nın ardından İmleç, Oyunov, inceleme.biz gibi çeşitli internet siteleri de kurmuştum. Fakat profesyonel anlamda kurmuş olduğum ilk site Oyunpat oldu. Tabii, Oyunpat’ın da ardı arkası kesilmedi ve beraberinde şu anda toplam 50’den fazla internet sitesine sahibim. Hepsi ile ilgili gerçekten çok kaliteli ve sağlam projelerim var. Sadece ihtiyacım olan şey, biraz huzur ve yeni insanlar. Umuyorum ki tüm projelerimi hayata geçirecek ve sizlere birbirinden kaliteli internet siteleri sunacağım.

Çok fazla işten, kariyerden konuştuk ya. Ama, elden ne gelir. 6 yaşımdan bu yana yaptığım şeylerin sadece “özetini” bu kadar kısaltabildim. Merak etmeyin, blog boyunca yukarıda bahsettiğim çoğu olayı uzun uzadıya ayrı ayrı başlıklarda açacağız. Bu konulardan ziyade, biraz daha kişisel konulara yönelecek olursak; psikopatın tekiyim. Maalesef ki bu doğru. İnsanların çoğu, hatta neredeyse hepsi hakkımda konuşmaktan büyük bir haz mı alıyor, hoşlarına mı gidiyor bilmiyorum ama sürekli herkesin hakkımda bir yorumu var. Ama bu yorumlardan bu çocuk “dengesiz ve psikopat” kısımlarını sonuna kadar kabul ediyorum. Ama bunların benim için bir sorun değil, diğer insanlardan beni farklı kılan yönüm olduğu düşüncesindeyim. Yani misal, kafama koyduğum bir şeyi gerçekleştirmek uğrunda her şeyi yapabilecek türden bir psikopatım. Kafama koyduğum bir şeyi gerçekleştirmek için gerçekten çok çabalarım. İkna kabiliyetime fazla güvenirim. Bunların yanı sıra, sinirli bir yapım vardır. Aniden sinirlenebilirim ve aniden yumuşayabilirim. Ya, kısaca dengesizim. Buna da henüz bir çare bulabilmiş değilim. Hakkımın yenmesine ve yalana tahammülüm yoktur. Aslında şu sıralar hiçbir şeye tahammülümün kaldığını söylemem ama en katı olarak “olmaz” diyeceğim şeylerden ikisidir hakkımın yenmesi ve yalan.

Evet, futbol hastasıyımdır. Gittiğim her okulda, okul takımında yer aldım ve her hafta da halı sahaya giderim. Bazen günde 3 halı saha maçı yaptığım bile oluyor. Futbol oynamak, yazılım ve tasarım alanları dışında oyun oynamaya ba-yı-lır-ım. Esasında oyun editörüyüm ve oyunları incelemekten muazzam keyif alıyorum. Aktif olarak Minecraft, League of Legends, Overwatch, R6, GTA V, ETS 2, PES 2020 ve FIFA 20 oynuyorum. “Minecraft oynanır mı ya?” diye sormayın, tüm birikimim ve tecrübemin temelidir o oyun. Online oyunların yanı sıra, Oyunpat’ın da sahibi olduğumdan çeşitli oyun firmaları güncel oyunları incelememiz için bizlere gönderiyorlar. Hal böyle olunca da, fırsat oldukça tüm oyunları ayrım yapmadan oynuyorum. Yani kısaca, piyasaya çıkan tüm oyunları, olabildiğince, vaktim yettiğince oynar ve değerlendiririm. Bundan da aşırı derecede keyif alırım.

Oyunlar dışında, aktif olarak dizi ve film de izliyorum. Yazarken farkettim, bunca şeyi bir arada nasıl yapabiliyorum bilmiyorum ama haftalık olarak şu an Vikings, The Flash, Arrow, See, Mr Robot, Batwoman dizilerini takip ediyorum. Yaklaşık bi 200’den fazla diziyi tamamen bitirmişimdir. Ama sadece Peaky Blinders’ı 6 defa baştan sona izledim. Zaten çoğu yerde beni Thomas Shelby abimizin fotoğrafı ile görmeniz mümkün. Kendisinin ve Peaky Blinders dizisinin ağır hayranıyım. Peaky Blinders’tan sonra Silicon Valley, The Witcher, Sherlock, One Punch Man, Punisher, Daradevil… diye uzanan vazgeçilmezler listem mevcut.

Neden hiç “adam akıllı” fotoğrafımın olmadığını hep ben de düşünürüm. Cevabı basit aslında ya, etrafımdaki kimse fotoğrafımı çekemiyor ya. Aslında bu yazıyı okuyan çoğu kişinin bu sıkıntıyı çektiğine eminim. Artık karşılıklı olarak çözeriz bu sorunu da, umarım. Buraya kadar okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Hayata dair pek çok şeyi sizlerle paylaşmak adına hazırladığım bu siteyi, düzenli olarak güncel tutmak ve sizlerle etkileşimde kalmayı gerçekten çok istiyorum.

Bu sitede, dizi incelemeleri, oyun incelemeleri, seo ile ilgili içerikler, gündem haberleri ile ilgili görüşlerim, ekipman incelemeleri, teknoloji haberleri, eğitim ile ilgili yazılar, rehberler gibi çeşitli içerikler sunmayı hedefliyorum. Benle ilgili, gündem ile ilgili, genel piyasa ile ilgili çok güzel yazılar hazırlamak istiyorum. Umarım hevesim kaçmaz da aklımdaki tüm fikirleri, konuşmak istediklerimi, faydalanabileceğiniz rehberleri sizlerle paylaşabilirim.

Hakkımda merak ettiklerinizi detaylı bir şekilde hemen aşağıdan, yorumlar ile bana yönlendirebilirsiniz. Olabildiğince sorularınızı yanıtlamaya çalışacağım.

Sevgiler,

Leave a comment

Name*

Website

Comment