“İnsan, ırkından umudu tamamen kesmeli mi?”

Çok mu karamsar bir soru oldu bu be? Biliyor musun, aslında bu bir soru bile değildi. Hani, belki birisi çıkar da mantığımdan vuran bir yanıtı koyar masaya, bu beni bataklık misali içine çeken illet düşünceden çıkmamı sağlar: “İnsan ırkından umudu tamamen kesmek”

33 saat uyumadığımdan, 4 saat önce dizi izleyerek biraz kendime gelmek istemiştim. Bir nevi uykumu üzerimden atmak. Lanet olası Arrow, Flash ve Batwoman üçlüsünün yeni bölümlerini izleyip (Tabii ki yine atlaya atlaya izledim kim dayanır o kadar sıkıcı sahnelere 40 dakika boyunca, bizimki tamamen meraktan) uykumu üzerimden attım. Ardından, en çok sevdiğim diziler arasında yer alan Silicon Valley’in yeni sezonunun yayımlanan yeni bölümünü izledim. Bu diziyi çok seviyorum ya! Girişim, komedi, dram her şey var dizide. İzlemeyen varsa kesinlikle öneririm, önceki sezonlarını izlerken gülmenin ırzına geçmiştim. Tabii o zamanlar bu kadar karamsar değildim en azından.

Dizideki hemen aşağıdaki sahne beni uzun bir düşünceye soktu: Acaba insanlarla çalışmayı sonlandırmalı mıyım?

Yani, tam olarak düşüncelerimin tercümanı olmuş bir sahne. Belki bu zamana kadar yaptığım işlerde yüksek rollere koyduğum insanları koyduğum yerde bulamamak benim suçumdu. Alt katman olmayınca, yakın hissettiğim insanların rol olarak da bana daima yakın olmasını ister ve en alt temeli boş bırakırdım hep. Misal, editör yokken yönetici alırdım. Yöneticiden de editörün eksikliğinde editörün yapması gereken görevleri yerine getirmesini isterdim. Tabii kişi de gelmiş olduğu pozisyonun verdiği kudret ile isyan edip “Bana neden editörün görevini veriyorsun, yöneticiyim ben” derdi. E düşününce gayet de haklı gözüküyor. Fakat çoğu insan gibi ben de hatalarından ders çıkaran biri olarak bu hataya bir daha hiçbir şekilde düşmedim. Yöneticiye, yönetici sorumlulukları; editöre de editörlük sorumlulukları verdim hep. Ama inanır mısın, ne editör verilen görevi yerine getirdi ne de yönetici.

Evet, gönüllü esaslı ve genellikle yaş kitlesi küçük insanlarla “ekip kurma” faslına girdiğimdendir ki yukarıdaki olayın yaşanmama ihtimali yok sanırım. Aslında bence insanlardan çok da bir şey beklemiyorum ya: Benim gibi düşünebilmelerini, işi severek yapmalarını, kendi projeleriymişçesine odaklanmalarını, günde en fazla 2 saat ayırmalarını ve onlara verilen beyinlerin küçük bir yüzdesini kullanmalarını istiyorum. Sadece verilen görevlere “Yaparım” dedikten sonra yapmalarına da okeyim ya. Yapılamayacak bir şeye “Yapamam” de, geç abi. Neden saatlerimi, günlerimi belki haftalarımı senin o “sözde” yapacak olduğun görevi yapmama durumun ile kaybedeyim ki? Yardım mı lazım, tek mesajın ile anında çevrimiçi oluyorum. Uyumuyorum ki, ne zaman istersen o zaman mesaj at. Anında yardımına koşarım. Ama yok, ona bir kere Yönetici rolündeyken Editör görevi verildi ya, o Yönetici! E, hani her rolün yapması gerekenler vardı? Sana Yönetici işi veriyorum, yapamıyorsun bari bir işe yara da editör yokluğunda editörün işini yap. Böyle söyleyince de insanı kırıyorum, sinirlendiriyorum, şevkinin içinden geçiyor, gününün geri kalanının babası oluyorum… Saçmalık.

Şöyle bir düşününce, insanlardan beklentim nedir ki? Ekip olarak. Benim ekibim denen insanlardan uzaya bisiklet ile çıkmalarını beklemiyorum. Yapacakları hepi topu 4 şey var:

  1. Düşünüp fikir üretmeleri. Bu fikirleri de bana sunmaları.
  2. Fikirleri hayata geçirmem konusunda benimle iş birliği yapmaları, iş yükümü hafifletmeleri.
  3. İçerik üretmeleri.
  4. Birlikte etkinlikler yapmak, vakit geçirmek.

Bu kadar yani.

Birincisi ve en basiti olan düşünüp fikir üretmek afedersiniz tuvalette sıçarken yapabileceğiniz basitlikte bir aktivite. Evet, çoğu kreatif fikirler olur olmaz yerlerde geliyor benim de aklıma. Beyninin küçük bir yüzdesini kullanıp fikir üretmek çok da zor olmasa gerek. İkincisi, fikirleri hayat geçmem konusunda bana yardım etmeleri. Abi, ben listeliyorum ya. Salağa anlatır gibi gerçekten neler yapılacak tek tek listeliyorum bir roadmap oluşturuyorum zaten. Gidilecek yol belli, aşama belli. Yok ama, maksimum 5 dakika sürecek bir iş 5 gündür bitmiş değil. Ama sorsan onlara, “Ata, ciddi bir projen var mı?” derler. Geçen de kendini bilmezin teki bir Discord sunucumda bana çıkmış “çok şey yapmak isteyip hiçbir şey yapmamak” postunun linkini atıyor Ekşi’den. Herife hayattaki en büyük başarısını sorsak “Hoşlandığım kızın açamadığı su şişesinin kapağını açmak” diyecek, gelmiş “Ata çok şey yapmak istiyor ama hiçbir şey yapmıyor” diyor. Ulan acaba neden? Yıl olacak 2020, salağa anlatır gibi anlatsak dahi anlamayacak insanlar ile muhattabız. Gene söylüyorum, saçmalık.

Neyse, üçüncü maddeye gelelim; içerik üretmek. Yani teknik olarak bu zamana kadar beraber çalıştığım insanların %99,87 si “Çeviri” içerik üretimi “yapmaya çalışan” kişiler. Felekten bir konu verip “Yaz bakalım bir makale görelim” de, hepsi boş sayfaya bakar. Geçenlerde güzel bir bot hazırladım. Botun işlevi, “hiçbir tantana yapmadan”, “yalvartmadan”, “okulu bahane etmeden”, “vizeler var demeden”, “çok uzun bu konu demeden” anlık olarak kaynak haber sitelerine yayımlanan tüm yazıları 5 dakikalık aralarla çekiyor. Çekmekle kalmayıp, haber hangi dilde olursa olsun, onu Türkçe’ye çeviriyor ve en altına kaynak linki bırakarak taslak olarak kaydediyor. Zaten benim sitelerimin çoğu içerik sitesi olduğundan, insanların büyük bir çoğunluğu sadece bu kadar yapıp birde salak saçma bahanelerini sunuyorlar. Bilgisayarı 9 da kapatması gerekiyormuş, zamanı yokmuş da… Yani, insan düşünmüyor değil: Ulan bunca tantanayı çekiyoruz bide botun saniyeler içinde yaptığı şeyi 1 saatte yapıp yazım hataları, üç kelimeyi birleştirip cümle kuramadan taslak kaydeden insanlarla uğraşıyoruz. Neye yarıyor? Kocaman bir üç nokta…

Kullanıcı adımın anlamını soran çok fazla insan oluyor, yine anlatayım: Eski Türk devletlerinin kimilerinde, özellikle de Selçuklularda, şehzadelerin eğitimiyle ya da bir eyaletin bağımsız olarak yönetimiyle görevlendirilmiş vezirlere verilen san. Tam olarak kullanıcı adımın hakkını veriyorum. Ben de bu zamana kadar daha “haber” nedir, “içerik” nedir bilmeyen tonlarca kız & erkek insana yüzlerce bilgi öğrettim, öğretmeye devam ediyorum. Kimisine Photoshop’un temelini, hangi konu üzerine düşünmesi gerektiğini öğrettim kimisine haber yazmayı… Ama çoğuna sorsan, Atabeyi kendilerine hiçbir şey öğretmemiştir. Veya şey derler içleri rahat olamadığından, yani yardımı oldu ama her şeyi o öğretmedi. Sorun değil, kim ne yaptığını gayet iyi biliyor. Ama benim kafamdaki asıl problem şu: İnsanlar hayatlarında daima kullanabilecekleri çeşitli beceriler ve bilgiler öğrenebilecek fırsatta iken bu fırsatları neden elleriyle iterler ki? Hani birde hiçbir niteliği olmayan adamın çıkıp “Ne kadar alacağız” diye sorması kadar ironik bir olay yok sanırım. Ne biliyorsun da ne üzerine alacağın parayı soruyorsun sen ya? Hem temeli öğreteceğiz, işin nasıl profesyonelce yapılacağını öğreteceğiz, hem de üstüne sana ücret mi ödeyeceğiz? Keşke dünya sandığın kadar tatlış bir yer olsaydı canım. Sen, bi’ Shiftdelete’te bi’ Webtekno’da çalışmadığın sürece gelip de benden profesyonelce yapamayacağın bir iş için ücret beklentisine girme. Ha, alanının en profesyonel editörlerinden birisindir eyvallah. Lafım yok, zaten lafımın hangi kitleye yönelik olduğunu herkes çok iyi biliyor.

Eskiden bir kızın bana sürekli “bilmiyorum” kelimesini kullanmasından yakınırken şu an kendimi sürekli “bilmiyorum” derken buluyorum. Bilmiyorum ya, insanları artık anladığım günlerimin geride kaldığını düşünüyorum. Keşke kardeşim ile aramda daha az yaş farkı olsaydı da her şeyi kendisine bırakıp kendi atabeyi.com sitem ve yanında hep açmak istediğim forumda takılıp gidebilsem. O kadar iyi gelir ki üstümdeki yüklerin tamamını başka birinin omuzlarına bırakmak. Şu anki durumumun tamamen kökten tedavisi aslında bu. Ama işte, şartlar el vermiyor.  Kardeşim büyüyüne kadar dayanabilecek miyim ona da emin değilim. Gerçi ona bu kadar yük bindirmek de çok gaddarlık olur be xd

Kulaklığımda kulaklık var fakat şarkı diğer kulaklıkta.
Şu an o kadar boş ve huzursuz hissediyorum ki. Belki 40 saatten fazla uykusuz kaldığımdandır veya masamdaki 7 kahve fincanının bana rahatsızlık vermesinden de olabilir. Hatta belki de az önce gelip ne dediğini bile hatırlamadığım annemin azarı da huzursuz hissettiren bir etkendir.
Bu yazıyı okuyan güzel insan, inan bak bana aklımdaki çoğu fikir devrim niteliğinde. Ama tek başıma hepsinin altından kalkabilir miyim bilmiyorum. İnsanlar kalkamazsın dedikleri için insanlar ile çalışmak da bana yaramıyor, sanırım bir ara son seçeneğim olan “tamamen tek” taktiğini denemek zorunda kalacağım. Yani, diyorum ki: Şu ana kadar çoğu projemin hayata geçmemesiyle benim hiçbir alakam yok. Misal, imlec.net denen proje. Neden hayata geçmedi 2015 yılından beridir sendeyse? Bir sonraki yazımın da konusu o olsun, burada anlatırsam muhtemelen 3 bin kelimeleri göreceğim. Ama şöyle söylebilirim. Ben de bir insanım ve benim de bir “heves” olayım var. Eğer bir proje ile ilgili “heves” denen şeyimin sen ırzından geçip babası olursan, ben o projeyi nasıl hayata geçirebilirim? Sen zaten geçirmişsin ama hayata değil, elden pek bir şey gelmez. Bilmem anlatabiliyor muyum.
Tamamen fazlalık olan bu “ırkımdan” tamamen vazgeçmeli miyim? Ailemden, arkadaşlarımdan (!), Emin’den, daima arkamda ve yanımda olduklarını söyleyen insanlardan, ekibim olması için çabaladığım insan topluluğundan… Kulağa mantıksız gelen hiçbir şey yok gibi. Ama bu, geri dönüşü olmayan bir yol olduğundan, kolay verilebilecek bir karar değil. Son olarak şunu söyleyebiliriz: Hiçbir bireye, hiçbir şeye tahammülüm ve gücüm kalmadı. Bana olan davranışlarınızda ve söylediklerinizde lütfen en azından bi 11 kere olmasa da 10 kere düşünün.

How to Design a Powerful Landing Page

Alienum phaedrum torquatos nec eu, vis detraxit periculis ex, nihil expetendis in mei. Mei an pericula euripidis, hinc partem ei est. Eos ei nisl graecis, vix aperiri consequat an. Eius lorem tincidunt vix at, vel pertinax sensibus id, error epicurei mea et. Mea facilisis urbanitas moderatius id. Vis ei rationibus definiebas, eu qui purto zril laoreet. Ex error omnium interpretaris pro, alia illum ea vim.

Do not take life too seriously

We develop strategies, create content, build products, launch campaigns, design systems and then some — all to inspire the people our brands care about most.

Since our inception, we’ve produced cutting-edge creative for Fortune 500 companies like Viacom (Nickelodeon), Panasonic and Lennar with a portfolio spanning industries including tech, healthcare, financial, retail, residential, education and the nonprofit sector.